İçten Dışa Değişim

M. Reşat Güner & A. Duygu Güner

Hepimiz hayatımız boyunca hep bir şeyleri değiştirmeyi isteriz. Sanki bir şeyler değişirse hayatımızda, hani o adını koyamadığımız ama yok yok değişmek lazım… dediğimiz şey olursa, daha mutlu olacağımızı, daha neşeli olacağımızı, daha verimli çalışacağımızı sanırız.

Okumaya devam…

Zihinsel Özgürlük

Hepimizin kendisine göre bir düşünüş ve algılama tarzı vardır. Ve bunlar bizim kişiliğimizin ayrılmaz bir parçasıdır. Hepimiz zaman içerisinde değişmekle birlikte dünyayı kendimize göre belli bir biçimde algılarız.  Bu, beğensek de beğenmesek de kabullenmemiz gereken bir olgudur. Çünkü her yetişkin insanın kendisine göre bir geçmişi vardır ve geçmişe ait kayıtlar bizim tüm kişiliğimizin dokusuna işlemiş durumdadır. Yani ne kadar inkar etsek de, unutup bastırsak da hepimiz geçmişin çocuklarıyız.

Okumaya devam…

Facebook’ta Yazdıklarım

2 Şubat 2019

Korkularımız psişemizdeki en ilginç çelişkilerden birisidir. Gerçek bir tehdit karşısında meydana gelen otomatik korkudan bahsetmiyorum. Psişemizin karanlık köşelerinde yuvalanmış olan derin korkular… Kibirin baş sebebi olan, sanal bir pozisyonu koruma isteğiyle meydana çıkan korkular… Hayallerinin yıkılması ihtimaline karşı o hayal alemini korumaya çalışmaktan kaynaklanan korkular… Hakikatin ışığıyla aydınlanmak yerine karanlık köşelere saklanıp karanlıkta olduğunu bile bile oradan kurtulmanın acı verici olacağı zannıyla duyulan korkular… Kendi yalancılığını için için bilerek bu yalanlara başkalarını da ortak edip hep birlikte kanmaya devam ederken eninde sonunda foyasının ortaya çıkacağını bilmekten kaynaklanan korkular… Eğer içinizde gerçek bir tehdit dışında herhangi bir korku varsa, bilin ki bu içinde bulunduğunuz ana ait bir korku değildir. Bunun sebepleri psişenin farklı katmanlarına dağılmış olabilir. Korkunun en büyük paradoksu kendi kendisini beslemesidir. İnsan korkudan uzaklaşmak için gayret ettiği sürece korkularını daha fazla besler. Çünkü korkudan kaçmaya çalıştıkça ondan daha fazla korkar hale gelirsiniz. Zayıflığınızın görülmesinden korkar ve daha da zayıf bir duruma düşersiniz. Güven arayışı devam ettiği sürece korku oradadır. Eğer gerçek anlamda korkularınızdan kurtulmak istiyorsanız -mümkün müdür bilmiyorum ama- güvenlik hissini feda etmeniz gerekir. Çünkü güven – korku ikileminin üzerine çıkmadan korkularınız bitmez. Güven varsa korku da vardır. Korku varsa, güven arayışı da… Bu bitmez bir döngü halinde kendi kuyruğunu kovalayan bir köpek gibi dönmeye devam eder. Korkularınızın çoğunun yapay olduğunu bilir ve korku duyan parçalarınızı kabullenirseniz iş biraz daha kolaylaşır. Eğer içinizde ille de üstün gelmeye ve diğer insanlardan üstün durumda olma isteği duyan bilinçdışı parçalarınız varsa o zaman korkularınızdan kurtulmak da üstünlük hayali gibi bir hayal olarak kalacaktır. Kısacası içinizde derinlerde bir yerde korku varsa, bir şeyler ters gidiyor demektir. Korkunuz olmadığını zannediyorsanız başınız daha büyük dertte demektir. Eğer gerçekten kaybedecek bir şeyiniz yoksa o zaman zaten bu iş bitmiş demektir. “Günah” kavramının izleri kolektif bilinçdışının derinliklerinde durmaya devam ettiği sürece pek çok insan bir taraftan korkmaya devam ederken diğer taraftan günah repertuvarını sergilemeye devam edecektir. Nereye kadar? “Günah – Sevap” ikileminin üzerine çıkıp gerçekten kendi içinde bir bütün haline gelinceye kadar…

Okumaya devam…

Rüyalar, Gerçeklik ve Bilinçdışı

M. Reşat Güner © 2014

Şu anda bu yazıyı okurken bunun bir rüya olup olmadığını nasıl bilirsiniz? “Bu bir kelime oyunu, şu anda uykuda olmadığımın farkındayım. Çünkü uyumadığımı biliyorum.” diye düşünebilirsiniz. Fakat bu konuda karar vermek için acele etmeyin. Çünkü şu anda bu yazıyı okurken rüya görüyor olabilirsiniz… Bunun doğru olmadığını tekrar kontrol etme ihtiyacı hissettiniz mi? Bunun doğru olmadığını yüzde yüz ispatlamak mümkün değildir. Çünkü bazı rüyalarımız gerçek yaşamdan bile daha gerçektir. Rüyanızda  canınızın acıdığını hatırlıyor musunuz?

Okumaya devam…

Kendimizi Kötü Hissetmek Zorunda mıyız?

Günlük yaşam içerisinde duygusal haletimiz sürekli olarak değişir. Çoğunlukla kendi dışımızda gelişen olaylara karşı kendi içimizden çeşitli tepkiler oluştururuz. Ve gördüğümüz, duyduğumuz, yaşadığımız her şey bizim üzerimizde farklı hisler meydana getirebilir. Davranışlarımız da genellikle bu duyguların ya da hislerin etkisine bağlı olarak çeşitli tepkiler tarzında ortaya çıkar. Bu tepkileri dışımıza çeşitli biçimlerde yansıtabildiğimiz gibi bazen de yalnızca kendi içimizde tutarız. Ama her ne olursa olsun algıladığımız her şey bizde az ya da çok bir tepki oluşturur. Bu tepkiler bilinç düzeyine ulaşabildiği gibi bazen de sadece bilinçdışı düzeyde kalır. Yani etrafımızda bir şeyler olur, biz onun farkına varmayız, ama kendimizi bir anda iyi ya da kötü hissederiz.

Okumaya devam…